23 Ocak 2014 Perşembe

Haydutlar Kraliçesi

1963 Hindistan doğumlu bir "haydut" Phoolan Devi. Zaten bilinen adı da "Haydutlar Kraliçesi".
Doğduğumda bir köpekten daha değersizdim, şimdi bir kraliçeyim. Çoktan ölmüş olmalıydım, ama hala canlıyım. Tanıklığım, benimki gibi bir yaşamın bir daha asla yinelenmemesi için yeryüzündeki tüm yoksullara ve ezilmişlere uzanan bir el olsun…
sözlerinin sahibi kadın.
Bu cümleleri kurmasına sebep olan hayat hikayesine gelirsek:
Çiftçi bir ailenin dördüncü ve en küçük çocukları. Babaannesi ve dedesi kısa süre arayla vefat ettikten sonra, amcaları aile reisi konumuna yükselmiş ve toprağın denetimini de eline geçirmiş. Amcası Phoolan'ı, ablası ve annesini döven bir adammış. Toprağın yanlış işetildiğini düşünen Phoolan daha 11 yaşındayken ablasıyla oturma eylemi yapmış ve ne yaptılarsa kalkmamış. Bu yüzden daha o yaşta amcası tarafından kendinden 20 yaş büyük biriyle evlendirilmiş. Defalarca evden kaçmış ve her seferinde ailesi tarafından cezalandırsın diye kocasına teslim edilmiş. Kocası sonunda Phoolan'ı geri almak istememiş. 3 yılın sonunda ailesi kocasını onu geri alması için ikna ettiyse de bir süre sonra tekrar baba evine gönderilmiş. Evlenmiş bir kadının baba evine dönmesi Hindistan'da tabu kabul edildiğinden toplum tarafından dışlanmış. Toprağı işleten kuzeniyle sürtüşme yaşayınca kuzeni kişisel eşyalarını çaldığı gerekçesiyle Phoolan'ı polise ihbar etmiş. Hapiste geçirdiği 3 gün boyunca polis tarafından şiddete maruz kalmış ve tecavüze uğramış. Çıktığında ailesi onu tekrar kocasına vermek istediyse de kocası reddetmiş, böylece 15-16 yaşlarında Phoolan tamamen baba evine dönmüş.
Çok fakir bir kasabada doğup büyüyen Phoolan 1979'da bir haydut çetesine katılmış. Katılma sebebi konusunda kaçırıldığı ya da hayatından kaçmak için kendi isteğiyle katıldığı gibi çeşitli spekülasyonlar olsa da otobiyografisinde katılmasının sebebini "kader" olarak açıklamıştır. Katıldıktan kısa bir süre sonra çete lideri onunla cinsel ilişkiye girmek istemiş fakat çetenin ileri gelen üyelerinden Vikram tarafından kurtarılmış. Vikram ertesi gün çete liderini öldürmüş ve bir karısı olmasına rağmen Phoolan'la birlikte yaşamaya başlamışlar. Birkaç hafta sonra çete Phoolan'ın kocasının yaşadığı köye saldırmış ve Phoolan herkesin gözü önünde kocasını bıçaklamış ve yanına yaşlı adamların küçük kızlarla evlenmemesi gerektiği söyleyen bir not bırakmış. Köy halkı korkudan adama dokunamamış ve ölüme terk etmişler. Bu olaydan sonra çetenin tek kadın üyesi olan Phoolan silah kullanmayı öğrenip çetenimn baskınlarında faal olarak görev almış.

Bir süre sonra çetenin eski liderinin destekçisi olan iki kardeş, ölümünden sorumlu tuttukları Phoolan'ı dövüp taciz etmişler. Vikram, Phoolan'ı onların elinden aldıysa da hiç destekçileri olmadığını görünce uğradıkları bir silahlı saldırı sonucu kaçmaya karar vermişler. Kaçarlarken Vikram öldürülmüş, Phoolan ise yakalanıp bir odaya kapatılmış ve orada kaldığı üç hafta boyunca çeşitli erkekler tarafından sayısız kere tecavüze uğramış, dövülmüş. Sonunda kaçmayı başardığında kaçmasına yardım eden kişiye aşık olmuş ve beraber yeni bir çete kurup çeşitli soygunlar yapmaya başlamışlar. Yaklaşık bir buçuk yıl sonra intikam için çeteyle beraber Phoolan'ın zorla tutulduğu köye dönmüşler ve burada 22 çete üyesini öldürmüşler. Bunun üzerine polisler insan avı başlattıysa da Phoolan'ı yakalayamamışlar. Bunun sebebinin Phoolan'ın Robin Hood misali yoksullara yardım etmesi olduğu söylenir. Ayrıca bu olay Phoolan'ın "Haydutlar Kraliçesi" olarak anılmaya başlamasına sebep de olmuş.
Bu katliamdan 2 yıl sonra Phoolan çok da sağlıklı bir halde değilken ve çetesinin üyelerinin çoğu ölmüşken teslim olmaya karar vermiş. Böylece 1983'te tutuklanmış ve cezaevine konmuş. Cezaevinde olduğu dönemde istemediği bir ameliyatla rahmi alınmış. Doktor Phoolan'ın başka Phoolan Devi'ler yetiştimesini istemediklerini belirten bir açıklamayı ameliyatın sebebi olarak göstermiş. 1994'te hapisten çıkmış ve hakkındaki bütün suçlamalar düşürülmüş.
1996'da siyasete atılmış ve girdiği ilk seçimi kazanmış. Liderliği sırasında halkın alt tabakasından insanlara kendini koruma sanatının öğretilmesini sağlamış. Bu sürede ablasının kocasıyla da bir evlilik gerçekleştirmiş. 1999'da verdiği bir röportajda amacının kadınlara eğitimde ve iş hayatında eşitlik; fakirlere içme suyu, elektrik, okul ve hastane imkanı sağlamak olduğunu söylemiş.
Bir süre sonra katliam sırasında öldürülen erkeklerin dul eşleri tarafından protesto edilmeye başlamış ve bu siyasi hayatında çalkantılara sebep olmuş.
25 Temmuz 2001'de katliamın intikamını almak isteyen 3 maskeli adam tarafından beş yerinden vurularak öldürülmüş.
Daha detaylı bilgi almak isteyenler için henüz o hayattayken çekilmiş 1994 yapımı Bandit Queen isimli biyografik bir film ve Türkçe'ye "Haydutlar Kraliçesi" olarak çevrilmiş The Bandit Queen of India: An Indian Woman's Amazing Journey From Peasant to International Legend isimli bir de otobiyografisi mevcut.

17 Aralık 2013 Salı

Sinestezi

En sevdiğiniz kitabın "kare"ler gibi koktuğunu hayal edin. Ya da 4 rakamının erkek olduğunu, renkleri duyduğunuzu? Eğer bunlar size o kadar da mantıksız gelmiyosa siz "sinestezik"siniz. Yok eğer okuduklarınıza hiçbir anlam veremediyseniz sizi yazının devamına alalım.
Sinestezi "birleşik duyu" anlamına gelen bir duyunun diğer duyuyu tetiklemesiyle oluşan bir çeşit hastalık. Aslına bakarsanız hastalık demek ne kadar doğru bilemiyorum, daha ziyade bir farklılık. Sinestezi algıladığımız şeyleri bir araya getiriyor: harflerle cinsiyetleri, seslerle aromaları, rakamlarla kokuları gibi.
Sinestezi sahip olduğunuz herhangi iki duyu özelliğini bir araya getirebilir. Belli bir formu yok. Fakat en çok karşılaşılanı reklerle harflerin ya da rakamların bir araya gelmesi. Sinestezinin bu formuna sahip insanlar her zaman belli harfleri belli renklerde görüyorlar. Örnek vermek gerekirse:

Sinestezi hastaları bu cümleyi bu şekilde görebilir.

Bazı insanların 3 duyuyu dahi birleştirdiği oluyor, fakat bu çok çok nadir karşılaşılan bir durum.
Sinesteziyi teşhis etmenin henüz resmi bir yolu yok, sadece herkesin katılmadığı belli birkaç metod var.
Sinestezinin oluşumuna gelirsek, bu kendiliğinden oluşan bir durum. Yani hastalar duyuları üzerinde uğraş göstermiyorlar. Bir metne baktıklarında bütün a harflerini kırmızı görmeleri için çaba sarfetmelerine gerek yok. Kendiliğinden oluyor. Bir başka özellikse duyunun her seferinde aynı şekilde karışması. Yani eğer a harfleri kırmızıysa her zaman kırmızı kalıyor. Başka bir metne baktığınızda farklı bir renk görmüyorsunuz. Ya da çikolata yerken belli bir tını duyuyorsanız hep ayı tınıyı duyuyorsunuz. Sinesteziklerin bir diğer farklılığı da ezberleme şekilleri. Diyelim ki bir sinestezik için Ayşe ismi sarı renkte. Bu durumda bu hastanın aklına isim yerine renk yerleşiyor ve hasta ismi hatırlamak istediğinde önce sarı rengi hatırlayıp oradan Ayşe ismini hatırlıyor.
Sinestezi hastalığına sahip birçok insan bunun hiç farkına varmıyor. Belli harfleri belli renkte görseniz bunu fark etmeniz daha muhtemel tabi ama çilek yediğinizde aklınıza belli bir şarkı ya da renk geliyorsa bunu sadece "anımsamak" olarak düşünüp üstünde durmamanız da mümkün.
Şimdiye kadar sinestezi hastası olduğu bilinen kişiler üzerinden çıkarılan sonuçlara göre sinesteziklerin çoğu kadın, solak, nörolojik olarak normal ve sinestezik bir akrabaya sahip.
Birkaç sinestezi türünden bahsetmek gerekirse: en bilindik olanı yukarıda bahsettiğim gibi harfler ya da rakamlarla renklerin karıştırılması.
İkinci olarak seslerin renklerin karıştırılmasını söyleyebiliriz. Amerikalı nörolog Richard Cytowic'e göre sinestezinin bu türü "havafişeklere" benziyor. Bazen etrafımızda duyduğumuz günlük seslerde bile (tabakların birbirine çarpması, köpek havlaması gibi) bu hastaların gözleri önüne basit şekiller ve renkler geliyor, ses kesilir kesilmez de görüntü kayboluyor. Bu türe sahip bazı hastalarsa sadece belli bir şarkı esnasında hatta sadece belli bir nota esnasında renkler görebiliyor. Bu tür sinesteziklerin çoğuna göre yüksek sesler ve notalar daha parlak renkte görünüyor.
Bir diğeri "kişileştirme". Bu tür sinestezide hastalar rakamları, harfleri hatta ayları, günleri çeşitli kişilik özellikleriyle benimsiyorlar. Örneğin, bir hastaya göre 4 çok güvenilmez durabilir, T harfi seksi bir kadındır, perşembe günleri içten pazarlıklı olabilir.


Aşağıda gördüğünüz tablo sinestezi hastalarının genellikle rakamları nasıl gördüğü üzerine hazırlanmış.


Bir diğer örnekse aşağıdaki 5 ve 2lerle dolu tablo. Sinestezi sahibi olmayan insanlar için 2leri bulmak zaman alabilir.
   

Oysa sinestezi hastaları tabloyu şu şekilde görüyor:



Sinestezi hastası bazı ünlülerse şöyle: Şarkıcı Tori Amos, Fransız şairler Charles Baudelaire ve Arthur Rimbaud, Amerikalı rapçi Pharrell Williams, Marina & The Diamonds'ın solisti Marina Diamandis, Rus gazeteci Solomon Shereshevsky, Pink Floyd'un kurucusu Syd Barret, www'nun geliştiricilerinden biri olan bilgisayar bilimci Robert Cailliau.

Bazı bilim adamlarına göre sinestezinin sebebi beyindeki "çapraz-akım". Belli bir alıgısal sistemde kalması gereken bir nöron ya da sinaps bir şekilde başka bir algısal sisteme geçiyor ve bu da algıların karışmasına sebep oluyor. Ne var ki bu görü kanıtlanmış değil. Bir diğer teoriyse doğuşta aslında hepimizin sinestezik olduğu büyürken bu özelliği kaybettiğimiz yönünde. Bununla ilgili yapılmış çalışmalar da var ama bu şekilde kabul edilmiyor sanırım.
Tedavisinden de bahsedecek olursak: henüz bilinen bir tedavisi yok. Kaldı ki birçok insana göre bu hastalıktan ziyade bir yetenek. Bu yüzden çoğu sinesteziğin zaten tedavi olmaya dair bir çabası yok.
Son olarak eğer merak ediyorsanız buradan sinestezi hastası olup olmadığınızı test edebilirsiniz.

11 Aralık 2013 Çarşamba

Dünyanın En Zeki Adamı?

Kim Ung-Yong, 1963 Güney Kore doğumlu bir inşaat mühendisi.

Kim 6 aylıkken konuşmaya başlamış. 3 yaşına geldiğinde Japonca, Korece, İngilizce ve Almancanın da aralarında bulunduğu birçok dili okuyabiliyormuş. Kendisi de bir profesör olan babasının dediğine göre, Kim 4 yaşındayken İngilizce ve Almanca iki biner kelimeyi ezbere biliyormuş. O yaşta Korece ve Çince şiirler yazmış, iki de kitap. Bir dergide Kim hakkında yayınlanan makaleyi okuyan bir öğretmen onunla iletişime geçmiş ve 1967'de yani Kim sadece 4 yaşındayken liseye kaydolmuş. Yine aynı yıl normalde 7 yaşındaki çouklara uygulanan IQ testinde 200 puan yapmış. 14 yaşındayken bir Japon televizyon programında integral matematik problemleri çözmüş. Bu özellikleri nedeniyle Guinness Rekorlar Kitabı'na 210 IQ'yla "en yüksek IQ'lu insan" olarak girdiyse de 1990 yılında bu ünvan IQ testlerinin pek güvenilir olmadığı gerekçe gösterilerek kitaptan çıkarılmış.
IQ testlerinin güvenilirliği tartışılır ama yaptıklarına bakınca zaten Kim Ung-Yong'u dünyanın en zeki insanı kabul etmek mümkün bence.

5 Aralık 2013 Perşembe

Kardan Sanat Yapan Adam


Simon Becki'yle tanışın.
Günde ortalama 10 saatini harcayarak kar ayakkabılarıyla yürüdüğü yerlere resim çizen bir adam. Çizdiği şekillerin bazıları yaklaşık 6 futbol sahası büyüklüğünde oluyormuş. Çalışmalarının bazıları aşağıda: